cocuklara-bagirmak

Şartlı refleks ve yüksek sesin çocuklarda bıraktığı izler

Siz hiç bir bebeğin hayvanlardan korktuğunu gördünüz mü? Kendilerinden çok daha büyük cüsseli hayvanların bile yanına hiç çekinmeden giderler. Korkmadan peşlerinden koşalar ve yakalayınca sıkı sıkı sarılabilirler.

Bebeklerin çocuk olma yolculuğu süreci içerisinde bu ve benzeri korkular çevresindeki ebeveynlerden, bakıcılardan, yakın eş dostlardan aktarılır. Onlardan gördüğü davranışlarla bir takım şartlanmalara maruz kalırlar ve bu korkuları kabul ederler.

Durma! Aman yapma! Sakın dokunma! gibi iyi niyetli görülen korumacı ifadeler çocuklarda tarifi imkansız izler bırakır.

Bu izlerin ne kadar derin ve etkileyici olduğunu 1917’de Baltimore Johns Hopkins Üniversitesi’nde psikolog Watson yaptığı sarsıcı ve bir o kadar da utanç dolu deney ortaya koymuştu.

Küçük Albert Deneyi

Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Küçük Albert Deneyine başlamadan önce küçük Albert’a birkaç duygusal test yapılır. Minik bebeğe sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peluş bebekler, maske gibi ilk kez karşılaşabileceği nesneler ve durumlar gösterilir. Amaç, Albert’ın bunlara koşulsuz karşı tepkisi olup olmadığını incelemektir. Sonuç olarak Albert, henüz bir korkuya sahip olmayan minik Albert, gördüğü her şeye gülümser. Küçük Albert, 9 aylıkken başlanan bu deney, 2 ay sonra çok farklı bir düzeye taşınır.

Küçük Albert, 11 aylık olunca odaya bir fare koyarlar. Albert bu fare ile başlangıçta oynamaya başlar. Araştırmacılar bir süre sonra Albert’ın fareye her dokunduğunda metal levhalar vuran güçlü çekic sesi verir. Sesten rahatsız olan Albert, ağlamaya başlar.

Deney belli aralıklarla tekrar edilir. Albert fareye her dokunduğunda çekiç sesi yükselir ve çocuk ağlamaya başlar. Sonunda çekiç sesi ortadan kalkar. Ama Albert için her fare görüşünde ağlamak artık içgüdüsel bir hal almıştır.

Deneyi ilerleten araştırmacılar, Albert’ın koşullandırıldığı korkunun yalnızca beyaz fareye ait olup olmadığını merak eder. Albert’ı tahta bloklar, tavşan, tüylü bir köpek, kürk ceket gibi unsurlarla test ederler. Albert tahta bloklarla oynarken mutludur. Kürk ceket, köpek ve tavşan ise onu korkutmuştur. Araştırmacılar bir ara sonrasında şartlandırma deneyine devam ederler. Bir süre sonra nihai testler yapıldığında artık Albert daha önce gösterilen her nesneden korkar hale gelmiştir.

Tüm etik değerlerin yok sayıldığı bu deney ne kadar insalık tarihi için büyük bir ayıbın ve ahlaksızlığın bir eseri olsada çok çarpıcı bulguları da ortaya koyuyor. Erken dönem beynin işleyişi hakkında büyük ipucuları veriyor.

Beyinde bulunan nöronlar beyin kimyasalları sayesinde elektrik akımı yaratır ve her bir akım iki sinir hücresini birbirine bağlar.  Prof. Dr. Petr Kuzmich Anokhin “Doğal ve Yapay Zekanın Oluşumu” makalesinde, “İnsan beynindeki 10 milyar nöronun her birinin 1.1028sayıda bağlantı ihtimali vardır. Tek bir nöron böyle bir potansiyele sahipse, tüm beynin ne yapabileceğini hayal etmemiz çok zor” der.

Beynin iki yarım küresi farklı görevleri üstlenmiştir. Sağ yarım küre ritim, uzamsal farkındalık, bütünlük, sezgisellik, hayal gücü, düş kurma, renk ve boyutla ilgilenirken sol yarım küre kelimeler, mantık, eleştiri, sayılar, diziler, doğrusallık, analiz ve sıralama becerileri ile ilgilenir.

İnsanın giriş kapısı olan 5 duyu beyni her gün yeni ve farklı bilgilerle besler. Bu bilgiler otomatik olarak bizlerde birtakım düşünceleri ve duyguları tetikler. Bu düşünceler de az önce bahsettiğimiz ihtimaller denizinde bir tutam yaratıcılık, bir tutam eleştiri, bir tutam mantık, bir tutam da bütünsellik ile değişik dünyalara yol almamıza yardımcı olur.

Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler, her saniye milyonlarca nöronu harekete geçiyor. Harekete geçen nöronlar belleklerde birçok geçmiş bilgiyi ve bu bilginin gelecek yansımasını oluşturuyor.

Beklenmedik bir uyaran ile çocuklara verilen tepkiler hayatlarında büyük ve kalıcı izlerin oluşmasına sebep oluyor. Küçük Albert deneyinde diğer önemli bir bulgu: ses faktörü.

Sesin şiddeti ve içeriği bilincin oluşmasında büyük etki yaratıyor.

Tüm bu nedenlerden ötürü, çocuklarımıza sesimizi yükseltirken tekrar bir düşünmemiz ve ne dediğimizi özenle bakmak büyük önem taşıyor. 

Bir Cevap Yazın


*